Arşiv | Genel RSS feed for this section

Zihni sansürlemek…

15 May

Bugün yüzbinlerce insan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu‘nun internet konusundaki yeni düzenlemelerini protesto etmek amacıyla ülkenin farklı yerlerinde toplandı. Özellikle İstiklal Caddesi ve Taksim’deki kalabalık tarihi düzeydeydi.

Bu denli önemli gelişmeler yaşanırken ve bazı önemli mesajlar iletilmeye çalışılırken, Türkiye’nin ciddi haber kuruluşlarından bazıları bu gelişmelerden hiç bahsetmediler. Birçok haber kurumu yaşananları internet sitelerinde manşete taşırken ve hatta canlı yayınla ülkeye duyururken, bazı kesimler yaşananları “yaşanmamış” saymayı tercih etti.

Basını sansürlemek, sanatı sansürlemek, internet sansürlemek…

Bunların hepsinden daha tehlikeli bir şey var aslında: ZİHNİ SANSÜRLEMEK

Çünkü zihni sansürlemek, baskıyla değil istemle gerçekleşir. Dar bir zihniyeti içselleştirerek yaşanır.

Bir insan zihnini sansürlediğinde, hayata bakışını da sansürler aynı zamanda. Gerçekleri sansürler, hayatın kendisini sansürler.

O yüzden; zihnini sansürlemiş insan eksiktir, cahildir, hem acınası hem de tehlikelidir.

***

Zihin sansürüne uğramış insanların, bilgi paylaşımı gibi kutsal bir hizmeti yerine getiren medya ve haber kurumlarında yer almaları ise hem ironik hem de trajiktir.

(Bu ironi ve trajediye, bu yazının yazıldığı an itibariyle bazı medya kuruluşlarının internet sitelerini ziyaret edenler şahit olabilir.)

***

Basın, sanat, internet…

…ama hepsinden tehlikelisi zihni sansürlemektir.

Çünkü zihnini sansürlemiş insanların çoğunlukta olduğu bir toplum her zaman çağdışı kalmaya mahkumdur.

Reklamlar

Son durumlar…

17 Nis

En son blog yazımın üzerinden 1 haftadan fazla geçmiş.

buyukgokcesu.com’a iş veya özel hayatımı fazla karıştırmamaya çalışıyorum, ama malesef son 1 haftadır hayatıma iş yoğunluğu hükmediyor.

O nedenle, blog dahil birçok şeye zaman ayıramadım.

Eskiden bu kadar yoğun değildin, güzel güzel 3 günde bir yazılarını yazardın diyenleriniz olacaktır.

Doğru.

Ancak araya bir de Türkiye ziyaretim eklenince bloga ayırdığım zaman bir hayli azaldı. Fazlasıyla telafi edeceğim ama…

Evet, 2 hafta için Türkiye’deyim.

Google KOBİ Günü‘nde konuşmacıyım. Online medya ve Analytics anlatacağım.

Etkinlik sonrasında ise izlenimlerimi yine burada paylaşmayı düşünüyorum.

İstanbul’dan sevgiler. 🙂

En çıplak halimiz

9 Nis

Hiçbirimiz çıplak değiliz.

En çıplak halimiz bile öylesine örtülmüş ki giysilerle, maskelerle…

Üstümüzdekiler filtremiz olmuş hayatı yaşarken.

Tüm güzellikler içimize geçememiş o yüzden, takılıp kalmışlar bir yerlerde.

İş, okul, kıskançlık, hırs, para, çıkar, kavga derken öylesine kalınlaşmış ki derimiz, en çıplak halimizle yaşamanın nasıl bir şey olduğunu unutmuşuz.

***

O yüzden, tüm zırhlarımızı üzerimizden atmak, hayatı hissederek yaşamak gerekir bazen. Kim olduğumuzu hatırlamak gerekir.

Bisikletine binerek Türkiye’nin sınır bölgelerini cebinde tek kuruş olmadan gezen Hasan Söylemez kişisel blog‘unda şöyle diyor:

Yola parasız çıktım. Çünkü hem kendimi hem de insanları en çıplak halimle tanımak istiyordum. Kimine göre ütopik kimine göre ise mazoşistçe görünen bu yolculuk; bana göre insani ve ulvi bir yolculuktu. Kendi bedenimden burnuma gelen ceset kokusundan arınıyordum.

Kaçınız sofrada yemek yemenin hazzını hissederek doya doya yaşıyorsunuz?

… İnsan kendi içine doğru bir yolculuk yapmak istiyorsa fiziksel olarak da bir yolculuk yapmalı. En zoru nedir biliyor musunuz? İnsanın kendisiyle yüzleşmesidir. Yolculuk esnasında bunu yaşamanız kaçınılmazdır. Bazen kendinizden nefret edersiniz bazen de gurur duyarsınız. Geçmişinizle, hayatla insanlarla hesaplaşırsınız. Kendinizle müthiş bir savaş içerisindesiniz. En can acıtıcı darbeleri vurduğunuz gibi kanayan yaralarınızı da kendiniz tedavi edersiniz…”

***

En çıplak halimizi mutlaka tanımalıyız.

Hayatı en çıplak halimizle bir kez olsun içimize çekmeliyiz.

Ancak bu hazzı yaşadıktan sonra üstümüzdeki giysilerin hükmettiği değil, giydiklerimize hükmeden biri olabiliriz.

Taşın altı

27 Mar

Ahkam kesmeyi severiz.

Oturduğumuz yerden eleştirmeye, kızmaya, küfretmeye bayılırız.

En iyi devlet adamı, en iyi idareci, en iyi antrenör, en iyi yönetici, en bilir kişi bizizdir.

Biz konuşup görevimizi yaparız, taktiği veririz, yolu yordamı gösteririz, yazar çizeriz, anlatırız…  ama…

Ama eylem almak, yerimizden kalkmak, taşın altına elimizi sokmak bize göre değildir.

Strateji insanıyızdır sonuçta, operasyon bize gelmez.

***

Güzel Türkiye, strateji insanlarıyla doludur.

Hane başına 1’den fazla strateji insanı düşen ülkemizde, malesef eylem/operasyon insanı çok sınırlıdır.

Bunun doğal bir sonucu olarak; proje ve fikir bolluğunda boğulurken, hayata geçirilmiş başarılı projeler bulmakta zorlanırız.

Fikri hayata geçirecek, ELİNİ TAŞIN ALTINA SOKACAK eylem insanı Hint kumaşı gibidir çünkü: azdır, değerlidir…

***

Elini taşın altına sokmaktan çekinmeyen bir arkadaşımın projesini bu blog’da paylaşmaktan onur duyuyorum:

Projenin ismi: Hadi Bir Oyun Oynayalım!

Amacı: Doğu illerimizde ihtiyacı olan köy okullarına sosyal mecrada birleşerek maddi/manevi destek yapmak

Böyle bir projede yer almak ve destek vermek isteyen herkesin  projeyi yürüten arkadaşımla sitesi aracılığıyla iletişime geçebileceğini hatırlatırım: www.misjournal.com

***

Son söz olarak da şunu eklemeden geçemeyeceğim:

Fikir adamı olmak önemlidir; ancak başarılı olanlar, fikri eylemle harmanlayanlar ve hayata geçirenlerdir!

Unutmayalım…

Gelecek sene bugün…

25 Mar

25 Mart.

Bugün benim doğum günüm.

Gelecek sene bugün;

  • Daha sık ‘hayır’ diyen
  • Yapacaklarını öncelik sırasına sokan
  • Zamanını israf etmeyen
  • Hafızasına daha az güvenip not almayı alışkanlık edinmiş
  • Öğle ve akşam yemeklerini basitleştiren
  • Kötümser insanlardan uzak duran
  • Yapmaktan hoşlanmadığı işler için yardım istemesini bilen
  • İhtiyaçlarını önceden belirleyen
  • Bir defada yapılması zor büyük işleri, küçük parçalara ayıran
  • Etrafını toplayan, dağınıklıktan kurtulmuş
  • Gülümseyen
  • Bebekleri gıdıklayan
  • Dost bir kediyi veya köpeği okşayan
  • Kendini, bütün soruların cevabını bilmekle yükümlü hissetmeyen, bazı şeyleri de bilmeyen
  • Karşılaştığı insanlara, onların hoşuna gidecek bir şey söyleyen
  • Yağmur yağmasını isteyen; yağınca yağmurda yürüyen
  • Kendi kendine, nerede eski günler, her şey daha güzeldi demekten vazgeçen
  • Verdiği kararın ne anlama geldiğini iyi düşünen
  • Kendisine daha çok güvenen
  • Nüktedan
  • Kendini mutlu edecek bir şey yapmayı yarına bırakmayan
  • Hiç tanımadığı insanlara yürekten bir merhaba diyen
  • Eski bir arkadaşıyla karşılaşınca ona sıkıca bir sarılan
  • Hava açıksa, gece yıldızları seyreden
  • Bir şarkıyı ıslıkla çalabilen
  • Daha çok şiir okuyan
  • Arada sırada bir çiçeği koparıp koklayan
  • Yardım istemekten çekinmeyen; alamazsa üzülmeyen
  • Görünüşüne çok daha fazla özen gösteren
  • Her şeyi kararında yapan
  • Daima daha iyisini yapmaya çalışan, ama mükemmeliyetçi olmayan
  • Kendi kendine bir şarkı mırıldanan
  • Kendi kendine yetmeyi bilen
  • Her gün biraz idman yapan; her fırsatta yürüyen
  • Dünyanın en yetenekli insanı olmadığını kabul eden, gerekiyorsa elimden ancak bu kadar geliyor diyebilen
  • İşe daha erken giden
  • İşe her gün aynı yoldan gitmeyen
  • Kırlarda dolaşan
  • Maça gidip daha çok bağıran
  • Başkaları dilemeden, onlara iyi günler dileyen
  • Daha çok teşekkür eden
  • Evde kendi kendine yemek pişiren, güzel bir sofra kuran, sonra da afiyetle yiyen
  • Başkalarını adam etmekten vazgeçen
  • Severken karşılık beklemeyen
  • Sinemada film seyrederken patlamış mısır atıştıran
  • Bir ağaç, olmazsa bir çiçek diken
  • Şişmanlamayan
  • Hatıra defteri tutan
  • Káğıttan bir uçak yapıp uçuran
  • Yeterince uyuyan
  • Az konuşan, çok dinleyen
  • Dostlarına iltifatı esirgemeyen
  • Öfke denen şeyi hayatına sokmayan
  • Bir güne yapılacak çok şey tıkıştırmayan
  • Acelesiz yaşayan; daha önünde yaşanacak çok güzel günler var diye düşünebilen
  • Stresli davranmanın, doğuştan gelen değil, sonradan kazanılan kötü bir huy olduğunu unutmayan

biri olarak “bugün benim doğum günüm” diyebilmeyi diliyorum.

Fizik kuralı

20 Mar

Üstüne gidin.

Neden çekiniyorsanız, sizi korkutan neyse veya neden uzaklaşmak istiyorsanız tam tersini yapın. Üstüne gidin.

Kaçmak, saklanmak, uzaklaşmak geçici çözümlerdir.

Devekuşu kafasını kumun içerisinde ne kadar süre tutabilir sizce?

Yorganın altında ne kadar saklanabilirsiniz karanlıktan korktuğunuzda?

Mektupları, telefonları ne kadar daha cevapsız bırakabilirsiniz?

Hayat iki basit fizik kuralı ile oynar oyununu: Etki-tepki ve zıt kutupların birbirini çekmesi.

Etki-tepki kuralına hepimiz uyarız. Ama zıt kutupların çekim gücünü gözardı ederiz nedense.

O nedenle tepkimiz sürekli kaçmak, uzaklaşmak, saklanmak olmuştur.

Oysa hayat; “etki”nin karşısında dimdik durarak “tepki” vermemizi bekler.

Zıt kutuplar buluşmalıdır.

Ancak bu sayede korkularımızı yener, güçlükleri aşar, zoru başarırız.

İşte ancak o zaman güçlenir, küçük “etki”lerin asla sarsamayacağı büyük insan oluveririz.

Yaşadıklarımdan öğrendiğim….

13 Mar

Buyukgokcesu.com’da kendimle ve yaşamla ilgili paylaşımlarda bulunuyorum hayatı hep beraber yeni baştan keşfedelim diye…

En sevdiğim şiiri paylaşmadan eksik kalırdı burası:

***

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol Behramoğlu