Arşiv | Medya RSS feed for this section

En Pahalı Şehirler

15 Oca

Mercer‘in, geride bıraktığımız 2010 yılı için hazırladığı dünyanın en pahalı 10 şehri araştırmasını baz alarak dizayn edilen hoş bir infografiği aşağıda paylaşıyorum.

Araştırmanın sonuçlarından ilginç detaylar şöyle:

  • Dünyanın en pahalı şehri Angola’da: Luanda
  • En pahalı 10 şehir arasında Amerika’dan hiçbir şehir yer almıyor.
  • İlk 10’da, Japonya’dan ve İsviçre’den 2’şer şehir bulunmakta.
  • En pahalı 4. şehir olan Moskova’da bir fincan kahve 8$ (13 TL) civarında.
  • En pahalı 7. şehir Libreville’de (Gabon) veya 3. şehir N’djamena’da (Chad) fast-food menü almak isterseniz en az 26$’ı (40 TL) gözden çıkarmalısınız.
  • 2010 yılının en pahalı şehri Luanda’da (Angola) 1 litre benzin sadece 0.55$ (90 kuruş) civarında. En pahalı 2. şehir Tokyo’da ise bu rakam 2.2 TL’ye kadar çıkabiliyor.
  • En pahalı 2. şehir Tokyo’da 12 milyondan fazla insan yaşamakta.

Kaynak:

http://www.submitinfographics.com/all-infographics/top-10-most-expensive-cities-of-2010-infographic.html

Reklamlar

Bina deyip de geçme…

14 Kas

Reklamda yaratıcılığın sınırının olmadığını, boredpanda.com‘dan aldığım durak reklamları örnekleriyle paylaşmıştım bu blogda.

Pazarlama sadece doğru mesajı oluşturmaktan ve bunun kendiliğinden yayılmasını beklemekten ibaret değil tabi ki. Bu mesajın doğru hedefe doğru yöntemlerle iletilmesi çok önemli ve bu iletişimi sağlayacak her türlü mecrayı yaratıcı biçimde kullanabilen markalar dikkat çekip fark yaratıyor.

Bu iletişimde, verilmek istenen mesajın hedef kitleye alışılmadık biçimlerde ulaşması mesajın etkisini artıran bir faktör. Aynı zamanda mesajın kime, hangi şekillerde ulaşması gerektiğini de iyi analiz etmek gerekmekte pazarlamada başarıyı yakalamak için.

Aşağıda paylaştığım yaratıcı “bina reklamları” da marka ile tüketici arasındaki doğru iletişimi başarıyla yansıtan örneklerden:

Sigorta reklamı (ABD)

Endüstriyel temizlik ürünleri reklamı. Ürünün katma değerini çok güzel anlatan bir örnek. (Şili)

Axe'ın ter kokusunu uzun süreli önlediğini anlatan güzel bir çalışma. Özellikle Güney Kore gibi çalışma saatlerinin çok uzun olabildiği ülkeler için reklamın verdiği mesaj daha anlamlı. (Güney Kore)

Mesajı yerinde veren güzel bir sigorta reklamı daha. (ABD)

Vücut geliştirme salonu reklamı. Hem yaratıcı bir çalışma, hem de kullanılan mecra (inşaat) reklamın "maskülenliği"ni çok iyi pekiştiriyor.

Coca Cola'nın her masada yer aldığını anlatan yaratıcı bir reklam.

Evlerdeki doğalgaz güvenliğinin önemi çok sarsıcı olarak anlatılıyor.

Bir mikser reklamı daha yaratıcı olamazdı.

Kaynak: http://www.boredpanda.com/creative-ads-on-buildings/

 

Durak reklamları

21 Eki

Reklamın başarısı tüketicinin ilgisini çekmekle doğru orantılı. İlgi çekmek ise, günümüzün artan marka bombardımanının tüketicinin seçicilik ve dikkat eşiğini yükseltmesiyle gittikçe zorlaşıyor.

Böyle bir ortamda, kendini tüketici yerine koyabilen ve tüketici algısının hangi mesajlara hangi anlarda açık olduğunu kestirebilen pazarlamacılar yaptıklarıyla öne çıkıyor doğal olarak.

Duraklarda geçirdiğimiz zamanı düşünelim mesela. Toplu taşımanın dakik olmadığı Türkiye gibi ülkelerde, tüketicinin ilgisini çekmenin en iyi yollarından biri de yolcuların sıkıntılı “bekleme” anlarını markalarla eğlenceli ve interaktif  iletişim fırsatlarına çevirmek bana kalırsa.

Bu fırsatı başarıyla değerlendiren marka örneklerini aşağıda inceleyebilirsiniz. Örnekler dünyanın farklı yerlerinden. Yaratıcılığın sınırının olmadığını göreceksiniz.

IKEA

IKEA

Balıklarının tazeliğine vurgu yapan restaurant reklamı – Frankfurt
Oturulan yerde ağırlık sensörü var. Sağdaki ekranda kilonuz gözüküyor ve zayıflamak için sizi Fitness First spor merkezine davet ediyor. – Amsterdam
McDonalds’ın bedava kahve kampanyası. Kampanyanın sonuna yaklaşıldığını ve acele etmeniz gerektiğini azalan kahve seviyesinden görebiliyorsunuz. – Kanada
Norveç Havayolları, İskoçya uçak biletlerinde yaptığı kampanyayı geleneksel İskoç eteğiyle birleştirerek merak (!) uyandırıyor. – Stockholm
Apple’ın en hafif bilgisayarı MacBook Air’in reklamı. Durağa yerleştirilen salıncakla, ürünün tüketiciye sunduğu değer çok yaratıcı bir biçimde anlatılmış.
Bu da Türkiye’den Coca Cola’nın “mutluluğa kapak açın” kampanyası. Buz gibi kolanın vereceği serinliği ve mutluluğu durakta yaşamak mümkün.
Hangimiz yeni ürün ambalajlarındaki hava dolu kabarcıkları patlatmayı sevmeyiz ki? Bunu çok iyi bilen Sony, duraktaki panellere baloncuklardan yerleştirerek bekleme anımıza eğlence katmış. Play Station ürününün de hayatınıza eğlence kattığını vurgulamış bir bakıma. – Malezya
Durak boşken ışıklandırma sönüyor. Osram’ın enerji tasarruflu ampullerinin tanıtımı. – Güney Afrika
Alfa Romeo, durağa yerleştirdiği bu panelle arabasını satmak isteyenlere fırsat vermiş. Bu sayede, insanlar belki eski arabalarını yeni bir Alfa Romeo ile değiştirecekler. – Belçika
Dünya kupası maçlarını canlı yayınlayacak bir yerel TV kanalının tanıtımı.
3M’in güvenli kırılmaz camlarının reklamı. Camı kırabilenin, içerideki 3 milyon doların sahibi olacağı iddia ediliyor.
Quiksilver’in duraklara yerleştirdiği gerçek kayak rampası. Otobüs bekleyenlerin eğlenceli dakikalar geçirmesi için. – Danimarka

Kaynak:

http://www.boredpanda.com/cool-and-creative-bus-stop-ads/

Televizyonda ne izliyoruz?

11 Ağu

Bildiğimiz gibi yaz aylarında olmamıza rağmen ekranlarda birtakım yarışmalar, diziler gözümüze takılıyor. Kış aylarında zaten kanallar en reytingli programları ekranlara koyabilmek için birbirleriyle kıyasıya bir yarışa giriyor. Birçok ünlü sima, astronomik rakamlarla transfer oluyor.

Peki hiç soruyor muyuz acaba, bazı programlar neden diğerlerinden daha çok izleniyor? Neden bu kanallar sadece bir kişiye bile milyon dolarlar verebiliyor hiç çekinmeden? Televizyon eleştirmeni değilim, ama sıradan bir izleyici olarak aşağıdaki tespitlerimi paylaşmak isterim:

–          Yarışmalarda insanları ekrana bağlayan temel sebebin sunucunun yalın ve samimi sunuşu ve Türk toplum değerlerine hitap etmesi. En önemlisi de hepimizin hayatından kesitler sunabilmesi. Diğer bir deyişle, hepimizin kendimizden birtakım parçalar bulabilmesi.

–          Dizilerde akıcılık, sürükleyicilik ve toplumumuzdan kesitler sunulması reyting için önkoşulları oluşturuyor.

–          Halkın uzun yıllardır tanıdığı kişilerin varlığı, bu insanların yer aldığı programların reytingini yükseltiyor. Burada tanınmaktan da çok halkın sevdiği kişi olması da çok önemli şüphesiz.

–          Spor programları özellikle Pazar gecelerinin vazgeçilmezi oluyor. Bu sektörde de yorumlarına güvenilir ve sevilen ünlü bir spor yorumcusu kendi kanalına büyük reytingler kazandırabiliyor.

–          Ana haber bültenlerinin çoğu aynı haberleri vermesine rağmen, öne çıkan kanallar haberi hayattan bir “öykü”ye çevirebilenler oluyor. Birçok kanal sırf haber vermenin yanında günlük yaşamdan bir öyküyü haber niteliğinde izleyiciye ulaştırıyor.

Bu tespitlerim doğrudur veya yanlıştır, ancak çevredeki insanların da hangi programları izlediğini gözlemleyen bir kişi olarak ve zaman zaman rastladığımız reyting sonuçlarını da göz önüne alarak diyebilirim ki insanlarımız kendinden bir kesit bulabildiği programları izliyor. Bu da doğal olarak belgesel tarzı araştırma programlarına talebi düşürüyor ne yazık ki. Çünkü bu programlarda ne bir ünlü sima, ne Türk toplumundan hayatlar, ne de kişinin kendini eğlendirecek komedi unsurları yer alıyor. Bu yapıyı değiştirmek de bu bakımdan toplumu değiştirmekten başka bir anlam taşımıyor.