Arşiv | Kişisel gelişim RSS feed for this section

Korkular…

22 May

Son isteğin nedir ?
Sorusu,
Çok, çok kolaydır,
İlk isteğin nedir ?
Sorusundan.

Çünkü,
O soruyu
Kimse kimseye soramadı,
– Korkusundan.

Özdemir Asaf

***

Almak üzerine kurmuşuz düzenimizi:

Uçurumda düştü düşecek, ölümün kenarında; uzatılanı kapmış insanoğlu, elini bile vermeden.

Vermeye gelince ise, bir serçe kadar ürkek bakmışız etrafa.

Çünkü vermek için sormak gerekir önce istenileni, belki de defalarca…

Oysa soru sormak  cesurların işidir.

Korkakların sadece kapıp kaçtığı bir dünyada…

İş Hayatının Niş Pazarları

14 May

Niş pazar; bir pazarın içinde belli bir konuya odaklanmış pazardır. Ayrıcalıklı bir niş pazar genelde mevcut bir pazarda karşılanamayan talepler üzerine doğar.

9 ay kadar Pfizer‘de çalıştım, 6 aydan uzun bir süredir de Google‘da çalışıyorum.
Yolun başındayım, tecrübe edeceğim daha o kadar çok şey var ki…

Ama şimdiden BÜYÜK HARFLERLE şunu yazdım öğrendiklerim listesine:
İş hayatında karşılanmayan talepleri karşılayan kişi olun!

Bu şu demek:

  1. Başta yaptığınız iş olmak üzere, çevrenizde olup bitenleri çok çok iyi öğrenin.
  2. Kendi yaptıklarınız küçük dünyanız olmasın, yeni ülkeler keşfedin, maceraya atılın, büyük resmi görmek için yanıp tutuşun.
  3. İçinde bulunduğunuz organizasyona ne kadar geniş bir pencereden bakarsanız, o kadar fazla fırsat görürsünüz. Bu fırsatlar, bulunduğunuz organizasyonda henüz karşılanmamış ihtiyaçlardır. Organizasyonunuzun niş pazarlarıdır. Sizin içinse çok değerli fırsatlardır.
  4. Yetkinliğiniz ve ilgi alanınıza göre bir veya birkaç niş alana odaklanın. Kendinizi bu alanlarda geliştirin, eğitin.
  5. Organizasyonunuzdaki niş alanları dolduran, talepleri karşılayan insan olun böylece. Bu sizi değerli, çok değerli kılar.
  6. Ne kadar fazla niş alanı doldurursanız değeriniz o denli artar. Hem kendinizi geliştirirsiniz, hem de içinde bulunduğunuz kuruma değer katarsınız.

Unutmayın, organizasyonlar kendisini geliştiren ve kendisine değer katanları her zaman ödüllendirir.
Ama hepsinden önemlisi, kendinize katacağınız değer ve kişisel gelişiminize yapacağınız katkıdır. Bunun değeri asla ölçülemez.

Mülakat mevsimi

26 Nis

Mezun olacakların iş görüşmelerine sıklıkla olarak girmeye başladığı ve işe alımların yoğunlaştığı mevsime girdik.

Eminim ki, birçok yeni mezun adayı bir mülakattan diğerine koşuyor ve çalacak telefonları heyecanla bekliyor bugünlerde.

Tüm iş adaylarına önerim, iş görüşmelerinde çok seçici davranmamaları ve olabildiğince fazla iş görüşmesine katılmaları.

Mülakatlara genelde insan kaynaklarından ve şirket yönetiminden çok değerli çalışanlar dahil olur. O nedenle her mülakatta  tecrübeli yöneticilerden öğrenebileceğiniz birçok şey vardır…

Bu insanlardan alacağınız ufacık bir taktik veya olumlu/olumsuz bir geri dönüş parayla satın alamayacağınız kadar değerli bir katkı yapabilir kişisel gelişiminize.

***

Örneğin; pazarlama alanında bir kariyer hedefliyorsanız, zaten finans odaklı pozisyonlara başvurmazsınız. Ancak; çalışmayı düşünmedikleri  şirketlere (şirketin konumundan, veya pozisyonun içeriğinden ötürü…) de başvurmayı tercih etmez adaylar genelde.

Eğer yeterli mülakat tecrübesine sahip olmadığınızı düşünüyorsanız veya ileride ne yapacağınız hakkında kafanızda ufacık bir soru işareti varsa, iş başvurusu skalanızı olabildiğince geniş tutmanızda fayda vardır.

Çok fazla mülakata girmek belki biraz zamanınızı alacaktır, veya fiziksel yorgunluğa sebep olabilir; fakat, gireceğiniz her mülakatın sizlere kattıklarının yanında bunlar çok önemsiz kalacaktır.

Toparlamak gerekirse:

Çalan her telefonu cevaplayın ve imkanınız dahilinde her mülakata katılın.

Eğer bazı şirketler veya pozisyonlar hakkında soru işaretleriniz varsa, bu şirketlere ve pozisyonlara da mutlaka başvurun.

Çünkü mülakatlar aynı zamanda kişisel gelişim eğitimleri gibidir.

Bilmediğiniz ve sonra “hayret” diyeceğiniz birçok şeyi öğrenebileceğiniz seanslardır.

O yüzden ilgi alanınızdaki tüm şirketleri ve bu şirketlerin değerli yöneticilerini bol bol sömürün.

Zaten onlar da sömürülmekten zevk alan, bilgi birikimlerini gençlerle paylaşmaktan keyif duyan insanlar olacaktır.

Bilmediğini bilmemek

20 Nis

Bazı insanlar vardır.

Çok fazla şey bilirler.  Ve aslında hiçbir şey bilmezler.

Çünkü her şeyi bilmek maskesi, bilmediklerini görmelerini engeller.

Çünkü her şeyi bilmek maskesi öyle bir maskedir ki, aşağıda olup bitenleri göstermez.

Siz yukardasınızdır. Yukarıdan bakarsınız hayata. Eğilmeye tenezzül etmezsiniz.

Ama hayat aşağıda akıp gidiyordur.

Dünün gerçekleri yükselirken, bugünün gerçekleri aşağıda filizlenmektedir.

***

Kimse her şeyi bilemez tabi ki.

Ama herkes neleri bilmediğini bilebilir.

Bunun için de biraz aşağılara bakmak, Kaf dağının doruklarından yamaçlara süzülmek şarttır.

Gerçek liderler her şeyi bilmediklerinin bilincinde olanlardır çünkü…

En çıplak halimiz

9 Nis

Hiçbirimiz çıplak değiliz.

En çıplak halimiz bile öylesine örtülmüş ki giysilerle, maskelerle…

Üstümüzdekiler filtremiz olmuş hayatı yaşarken.

Tüm güzellikler içimize geçememiş o yüzden, takılıp kalmışlar bir yerlerde.

İş, okul, kıskançlık, hırs, para, çıkar, kavga derken öylesine kalınlaşmış ki derimiz, en çıplak halimizle yaşamanın nasıl bir şey olduğunu unutmuşuz.

***

O yüzden, tüm zırhlarımızı üzerimizden atmak, hayatı hissederek yaşamak gerekir bazen. Kim olduğumuzu hatırlamak gerekir.

Bisikletine binerek Türkiye’nin sınır bölgelerini cebinde tek kuruş olmadan gezen Hasan Söylemez kişisel blog‘unda şöyle diyor:

Yola parasız çıktım. Çünkü hem kendimi hem de insanları en çıplak halimle tanımak istiyordum. Kimine göre ütopik kimine göre ise mazoşistçe görünen bu yolculuk; bana göre insani ve ulvi bir yolculuktu. Kendi bedenimden burnuma gelen ceset kokusundan arınıyordum.

Kaçınız sofrada yemek yemenin hazzını hissederek doya doya yaşıyorsunuz?

… İnsan kendi içine doğru bir yolculuk yapmak istiyorsa fiziksel olarak da bir yolculuk yapmalı. En zoru nedir biliyor musunuz? İnsanın kendisiyle yüzleşmesidir. Yolculuk esnasında bunu yaşamanız kaçınılmazdır. Bazen kendinizden nefret edersiniz bazen de gurur duyarsınız. Geçmişinizle, hayatla insanlarla hesaplaşırsınız. Kendinizle müthiş bir savaş içerisindesiniz. En can acıtıcı darbeleri vurduğunuz gibi kanayan yaralarınızı da kendiniz tedavi edersiniz…”

***

En çıplak halimizi mutlaka tanımalıyız.

Hayatı en çıplak halimizle bir kez olsun içimize çekmeliyiz.

Ancak bu hazzı yaşadıktan sonra üstümüzdeki giysilerin hükmettiği değil, giydiklerimize hükmeden biri olabiliriz.

Dün gibi…

3 Nis

10 sene öncesi… daha dün gibi, değil mi?

10 sene sonra bugün dün gibi gelmeyecek mi?

Zaman akıp geçiyor su gibi…

***

O zaman niçin erteliyorsun hayallerini?

Bugünler bir daha gelmeyecek ki!

 

Fizik kuralı

20 Mar

Üstüne gidin.

Neden çekiniyorsanız, sizi korkutan neyse veya neden uzaklaşmak istiyorsanız tam tersini yapın. Üstüne gidin.

Kaçmak, saklanmak, uzaklaşmak geçici çözümlerdir.

Devekuşu kafasını kumun içerisinde ne kadar süre tutabilir sizce?

Yorganın altında ne kadar saklanabilirsiniz karanlıktan korktuğunuzda?

Mektupları, telefonları ne kadar daha cevapsız bırakabilirsiniz?

Hayat iki basit fizik kuralı ile oynar oyununu: Etki-tepki ve zıt kutupların birbirini çekmesi.

Etki-tepki kuralına hepimiz uyarız. Ama zıt kutupların çekim gücünü gözardı ederiz nedense.

O nedenle tepkimiz sürekli kaçmak, uzaklaşmak, saklanmak olmuştur.

Oysa hayat; “etki”nin karşısında dimdik durarak “tepki” vermemizi bekler.

Zıt kutuplar buluşmalıdır.

Ancak bu sayede korkularımızı yener, güçlükleri aşar, zoru başarırız.

İşte ancak o zaman güçlenir, küçük “etki”lerin asla sarsamayacağı büyük insan oluveririz.

%d blogcu bunu beğendi: