Arşiv | Internet RSS feed for this section

Zihni sansürlemek…

15 May

Bugün yüzbinlerce insan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu‘nun internet konusundaki yeni düzenlemelerini protesto etmek amacıyla ülkenin farklı yerlerinde toplandı. Özellikle İstiklal Caddesi ve Taksim’deki kalabalık tarihi düzeydeydi.

Bu denli önemli gelişmeler yaşanırken ve bazı önemli mesajlar iletilmeye çalışılırken, Türkiye’nin ciddi haber kuruluşlarından bazıları bu gelişmelerden hiç bahsetmediler. Birçok haber kurumu yaşananları internet sitelerinde manşete taşırken ve hatta canlı yayınla ülkeye duyururken, bazı kesimler yaşananları “yaşanmamış” saymayı tercih etti.

Basını sansürlemek, sanatı sansürlemek, internet sansürlemek…

Bunların hepsinden daha tehlikeli bir şey var aslında: ZİHNİ SANSÜRLEMEK

Çünkü zihni sansürlemek, baskıyla değil istemle gerçekleşir. Dar bir zihniyeti içselleştirerek yaşanır.

Bir insan zihnini sansürlediğinde, hayata bakışını da sansürler aynı zamanda. Gerçekleri sansürler, hayatın kendisini sansürler.

O yüzden; zihnini sansürlemiş insan eksiktir, cahildir, hem acınası hem de tehlikelidir.

***

Zihin sansürüne uğramış insanların, bilgi paylaşımı gibi kutsal bir hizmeti yerine getiren medya ve haber kurumlarında yer almaları ise hem ironik hem de trajiktir.

(Bu ironi ve trajediye, bu yazının yazıldığı an itibariyle bazı medya kuruluşlarının internet sitelerini ziyaret edenler şahit olabilir.)

***

Basın, sanat, internet…

…ama hepsinden tehlikelisi zihni sansürlemektir.

Çünkü zihnini sansürlemiş insanların çoğunlukta olduğu bir toplum her zaman çağdışı kalmaya mahkumdur.

Reklamlar

Web analitiği

24 Nis

Google KOBİ Günü‘nde yaptığım Analytics sunumunda, dinleyicilere şunu sordum:

Dünyada sadece 100 kişi olsaydı kaçı İnternet’i kullanmış olurdu?

Dünya nüfusunun yüzde 50’sinin telefon denen iletişim aracını henüz kullanmamış olduğu düşünülürse, İnternet’i hayatlarında en az bir kez olsun kullanmış olanların sayısının çok düşük olacağı açık. Gerçek rakamı verelim: 28.

Diğer bir deyişle dünyadaki insanların sadece yüzde 28’i İnternet’i kullanmış ya da kullanıyor.

2000 yılında bu rakam 100 kişide 5 kişiydi. Bu da önemli bir ayrıntı

***

Bu rakamları; dünya üzerinde İnternet’i hiç kullanmamış 5 milyar insan olduğunu vurgulamak için paylaştım.

Yakın bir gelecekte bu insanların ciddi bir kısmının daha sanal dünyaya dahil olacaklarını düşünürsek, çok büyük fırsatların ve risklerin bizleri beklediğini söylemek mümkün.

Örneğin sanal dünyadaki tüketici davranışları, “offline” (gerçek) dünyadan çok farklı. İnsanların birbirleriyle olan iletişimleri, çok farklı dinamiklere, beklentilere ve algılara bağlı olarak şekilleniyor “online” (sanal) dünyada. Kısacası oyunun kurallarının bambaşka olduğu yeni bir dünyanın çok daha kalabalıklaşacağından bahsediyoruz.

Oyunu yeni kurallarıyla oynamaya hazır, ve hatta oyunun kurallarını kökünden değiştirebilecek yetkinlikte oyuncuların  bu dünyanın liderleri ve yol göstericileri olacaklarını tahmin etmek hiç de zor değil.

İşte tam bu noktada, web analitiği devreye giriyor:

Web analitiğini; sanal dünyanın farklı kurallarının, dinamiklerinin, davranışlarının insan ekseninde analiz edilmesini ve bunun akabinde anlamlı sonuçlar çıkarılmasını sağlayan süreçler bütünü olarak düşünebiliriz.

  • Tüketiciler markanızla nasıl etkileşime giriyor
  • Web sitenize gelen ziyaretçiler hangi aşamalarda sitenizi terk ediyor? Peki sonra nerelere gidiyorlar?
  • İnsanlar, vermek istediğiniz mesajı diğerlerine nasıl taşıyorlar?
  • Hangi kanallarda hangi tür iletişime daha açıklar?
Web analitiği; bunlara benzer tüm soruları sanal dünya ekseninde sormak, cevaplar aramak ve hedeflerimize uygun sanal dünya stratejilerini belirlemek için kullanılan araçlar bütünü diğer bir deyişle.

Karşıdakinin davranışını öngörebilen ve buna uygun çözümler üretenler, en iyi gözlemi yapan ve bundan anlam çıkaranlardır.

Bugün İnternet’i kullanan 1.9 milyar insanın, sanal dünyada nasıl davrandıklarını iyi analiz edip anlamlı sonuçlar çıkartırsak, yarın bu dünyaya dahil olacak 5 milyar insanı da hazırlıksız karşılamamış oluruz.

Ve yarının liderleri, yol göstericileri, kazananları; bu sıradışı dünyanın yeni misafirlerini en iyi ağırlayacak olanlardan çıkacaktır.

Şifrelerin dünyası

13 Şub

Hayatınızda şifrelerin ne kadar yer kapladığını düşündünüz mü hiç?

Bir örnek vereyim:

Muhtemelen güne cep telefonunuzu açmak için PIN kodunuzu girerek başlıyorsunuz. Benim telefonum zaten 24 saat açık diyorsanız mutlaka ekran kilidiniz vardır, değil mi…

Sonra bilgisayarınızı açıyorsunuz, profilinize herkesin erişimini engellemek için şifre koyduysanız (ki muhtemelen koymuşsunuzdur) onu girmeniz gerekli öncelikle. İnternet’e bağlanmak için şifre girmiyorsunuz, çünkü zaten tanımlı. Kimbilir hangi şifreyi kullanmıştınız zamanında. Artık hatırlamanıza imkan yok.

E-posta, google, facebook, twitter, linked-in gibi tüm hesaplarınızın şifresini giriyorsunuz eğer tarayıcınızda kayıtlı değillerse.

Ha, bir de yanlışıkla tarayıcı geçmişinizi temizlediyseniz vay halinize.

Onlarca şifre baştan hatırlanacak, hatırlanabilirse…

***

Bilgisayarı bir kenara bıraktım. Öğlen arasında para çekmek için dışarı çıktınız. 4 haneli ATM şifrenizi girmelisiniz. Hem bunun şakası yok. Hatalı girersiniz,  bir de bankaya gitme, yeni şifre alma derdi falan çıkar. Düşünmesi bile kötü.

Neyse; çektiniz paranızı, Internet’ten hesabınızı kontrol edeceksiniz.

Yine stres dolu dakikalar. 1 değil, 2 değil, en az 4-5 güvenlik aşamasını başarıyla geçmeniz gerekli. Üstelik buradaki şifrelerin her ay değişmesi gerekiyor güvenlik nedeniyle. En son hangi şifreydi derken, biraz da şansın yardımıyla, hallettiniz işinizi…

***

Günün kısa bir kesitinden şifrelerle dolu hayatımıza ufacık bir örnek bu.

Hayatımızda bu kadar büyük bir yer kaplayan ve çok önemli hesaplarımıza/araçlarımıza erişimimizi sağlayan şifrelerimizi oluştururken güvenli olmalarına önem veriyoruz muyuz peki?

Şifre kullanan insanların yüzde 79’u ele geçirilmesi kolay ve oldukça güvensiz şifreler kullanıyor. Siz bu yüzde 79’un mu, yoksa bilinçli şifre kullanan yüzde 21’in içerisinde misiniz?

***

Aşağıdaki infografikte şifreler dünyasının detaylarını paylaştım.

Görselden birkaç ilginç ve önemli detay:

  • Bugüne kadar en çok kullanılan 20 şifreyi görselin üstünde görebilirsiniz. Özellikle hatırlanması kolay sıralı sayıların çok yaygın olarak kullanıldığını ve doğal olarak tahmin edilmesi en kolay şifreler olduklarını anlayabiliriz.
  • En çok kullanılan şifrelerin dörtte biri, kullanıcının gerçek isminden oluşuyor. Aynı zamanda insanların yüzde 16’sı şifre oluştururken isimlerini de şifreye dahil ediyorlar. Yani, şifre olarak ismimizi kullandığımızda tahmin edilmesi de bir o kadar kolay oluyor.
  • İnsanların neredeyse dörtte biri şifrelerini 6 karakterden oluşturuyor. Her beş kişiden biriyse 8 karakterli şifre kullanmakta. Şifre uzadıkça, kullanan insan sayısı gittikçe azalıyor. Oysa, şifre uzadıkça tahmin edilmesi de bir o kadar zorlaşmakta.
  • NASA’nın önerisi, şifrelerin en az 8 karakterden oluşması ve içerisinde değişik türden karakterler barındırması. Yani, rakamların, büyük harflerin, küçük harflerin, ve noktalama işaretlerinin karışık olarak kullanıldığı ve en az 8 karakterden oluşan şifreler son derece güvenli.
  • Örneğin “12345”, “cemal”, “12345cemal” tahmin edilmeleri çok kolay şifreler. Oysa, “tmN58-*2” şeklinde karmaşık karakterlerden oluşan bir şifrenin tahmin edilmesi neredeyse imkansız.

Kolay hatırlanabilir, aynı zamanda tahmin edilmesi zor şifreler oluşturmak için aşağıdaki yöntemi uygulayabilirsiniz:

  1. 1o kelimeden oluşan ve sizin için anlamlı bir cümle kurun. Mesela: “Her yıl ondört şubatta kız arkadaşıma en sevdiği çiçeği alırım.”
  2. Cümledeki kelimelerin ilk harflerini yanyana yazın: “hyoşkaesça”
  3. Şifreyi karmaşıklaştırmak için sesli harfleri büyük yazın: “hyOşkAEsçA”
  4. Daha da karmaşık yapmak için şifrenin arasına sizin için anlamlı 2 rakam ekleyin: “hyOş14kAEsçA”
  5. Bulunmasını imksansız hale getirmek için şifrenin başına ve sonuna noktalama işareti ekleyin: “?hyOş14kAEsçA!”
  6. Oluşturduğunuz 14 karakterli ve son derece güvenli, aynı zamanda hatırlaması kolay şifreniz: ?hyOş14kAEsçA!

***

Şifre güvenliği konusunu küçümsemeyin kesinlikle.

Böylesine basit ama etkili yöntemlerle önlemler almak, ileride keşke demekten çok daha iyidir.

Kaynak:

http://dailyinfographic.com/

Blog yazarlarına…

5 Şub

Arkadaş çevrenizi düşünün. Çok farklı insanlardan oluşmakta, değil mi?

Dolayısıyla her farklı arkadaş ortamında yapılan sohbetin içeriği, tarzı, biçimi, dili son derece farklı.

Kimi arkadaşlarınızla saatlerce politika, ekonomi konuşur; nice memleketler kurtarıp nice ütopik dünyalar kurarsınız.

Kimileriyle ise, her şeyi hafife alarak gülüp geçersiniz hayatı, sohbetinizdeki en büyük derdiniz çayınızın çok koyu olmasıdır.

Ancak kimi gelir, ağzınızdan çıkan her kelimeyi özenle seçerek konuşursunuz, yeri yoktur gereksiz cümlelerin.

Blog yazarlığı da böyledir işte.

Bir arkadaş grubuyla yapılan sohbetten farksızdır.

Karşınıza kimleri almak istediğinizi düşünürsünüz. Sohbetinizi kimlerle yapmak istediğinize karar verirsiniz öncelikle.

İşte bu; hedef kitlenizi seçtiğiniz  zamandır. Blog’unuzun konseptini bu karar belirleyecektir.

***

Nasıl öğrencilerinizle sınıf içerisinde dün akşam içtiğiniz biranın lezzetinden veya hoşlandığınız kıza duygularınızı nası açtığınızdan bahsetmeniz uygun olmaz, blog’unuzda da hedef kitlenizin beklentileri dışında sohbet etmeniz yanlıştır.

Çünkü insanlar ortak bir şeyleri paylaşmak için sohbet eder, sohbetin en büyük dayanağı paylaşımdır. Paylaşım ise karşılıklıdır. Paylaşacağı, diğer bir deyişle alabileceği veya verebileceği bir şeyi olmayanlar, sohbetten ayrılırlar.

Çünkü sohbet uyumdur aynı zamanda. Farklı veya zıt fikirlere sahip olunarak da uyumlu olunabilir.

Uyum, çok daha geniş bir kavramdır çünkü: Alışveriştir, empatidir, anlayıştır…

***

Blog yazarı olan veya olmayı planlayan herkes için verebileceğim en önemli öğüt, doğru konsepti belirlemektir.

Kimlerle ne hakkında sohbet edileceğine karar verilmesidir.

Konsept belirlenince ise tutarlı olunmasıdır.

Çünkü sohbet ortamını bozabilecek her şey (örneğin sohbetin ana temasıyla alakasız bir fikir, uyumsuz bir kişi vb.) sohbet ettiğiniz kişileri kaçıracaktır.

Kaçanları geri getirmek ise, onları tutmaktan çok daha zordur.

***

O halde, blog yazarıysanız veya olmayı planlıyorsanız şu soruyu sorun kendinize en başta:

“Kimlerle ne hakkında konuşmaktan mutluluk duyarım?”

Bu sorunun cevabını içtenlikle verebiliyorsanız emin olun ki, sizinle sohbet etmekten çok büyük keyif olacak yüzlerce  insan katılacaktır sohbetinize.

Girişimcilik… Ya sonrası?

1 Oca

İsim: Mark Bao

Yaş: 18

Profil: Amerikalı teknoloji girişimcisi

Bazı projeleri: İş hayatına 2006’da (14 yaşında) atıldı.  O günden beri 11’den fazla teknoloji ve web girişimine imza attı. Bazı projeleri Avecora, Genevine, Supportbreeze

Hedefi: Yaptıkları ve yapacaklarıyla dünyayı değiştirip iyileştirmek. Kazandıklarını ve kazanacaklarını kanser araştırmalarına, insan ömrünü uzatma ile ilgili çalışmalara, insani destek projelerine, uzay keşiflerine ve bunlar gibi dünyaya değer katabilecek her türlü oluşum ve çalışmaya yatırmak. (Detayları sitesinde)

Uzun vadeli hayat planı: 30 yaşına kadar 10 milyar dolar kazanmak.

  • Bu paranın yüzde 80’ini (8 milyar dolar) hedefinde belirttiği alanlardaki girişimleri desteklemek için kullanacak.
  • Yüzde 10’unu (1 milyar dolar) kendi kuracağı Mark Bao Vakfı’na ayıracak.
  • Yüzde 5’ini (500 milyon dolar) genç girişimcileri desteklemek için bağışlayacak.
  • Geriye kalan 500 milyon dolar ise kendisinin olacak.

Son projesithreewords.me

Bu sitede, arkadaşlarınız sizinle alakalı 3 kelime yazıyorlar ve yazdıkları anonim olarak yayınlanıyor. Çok basit bir iş fikri, ama şunu iddia ediyorum; yeteri kadar kendini duyurmayı başarırsa, Türkiye’de gençler arasında ciddi anlamda popüler olma potansiyeline sahip bir proje. Bu arada benim de hesabım var. 🙂

Bunları niçin paylaştım?

Hepimizin aklının bir köşesinde kendi işini kurmak vardır. Kendimizi kandırmayalım.

Kendi kendimizin patronu olmak, kendi eserini bebek şevkatiyle büyütüp geliştirmek, başarını görüp göğsünü kabartmak… Kulağa çok hoş geliyor değil mi?

Peki, sizce amaç bu mu olmalı?

Kendi girişimimizi, işletmemizi, projemizi hayata geçirdikten sonra kenara oturup seyretmek mi olmalı hedef?

Kısacası girişimcilik kendi başına bir amaç mıdır sizce?

***

Üstteki örnek; bu soruya 18 yaşındaki bir gencin haykırarak “HAYIR” deyişini anlatıyor.

Kişisel sitesini incelerseniz, projelerini araştırırsanız çok daha gürültülü bir biçimde çınlayan “HAYIR” haykırışını duyarsınız okuduklarınızda.

Bu “çocuk” bağırarak diyor ki; hedefim ne kendi işimi kurup kenara oturmak, ne de kazanacağım parayı bir başıma “yemek”.

Birikimlerimin neredeyse tamamını dünyayı daha güzel bir yere çevirmek için harcayacağım, bunun için de gerekiyorsa daha fazla iş kuracağım, daha fazla para kazanacağım, daha fazla çalışacağım…

***

18 yaşında bir çocuk belki de girişimcilik aşkıyla yanıp tutuşan birçok kişiye çok önemli bir şeyi hatırlatıyor.

Niçin girişimciyiz? Başarırsak ne yapacağız?

…Ya sonrası?

 

Hava, su, internet…

8 Kas

Bildiğiniz gibi 1 haftadan uzun süredir Dublin’deyim.

Yeni hayata ve işime adapte olmaya çalışıyorum. Bunun yanında otele yerleşme, otelden yeni eve taşınma, yeni evin elektrik, su, internet gibi sorunlarıyla boğuşma gibi birçok şeyle mücadele ediyorum.

Mesela çalışma vizemin kaydı (Avrupa Birliği vatandaşı olmayanların her sene çalışma vizelerini onaylatmaları gerekiyor) ve diğer prosedürel işleri halletmem neredeyse 2-3 günümü aldı.

Hala halletmem gereken birçok şey var. Banka hesabım açıldı, ama internet bankacılığını kullanmam ve banka kartlarının ulaşması birkaç haftayı bulacak, internet bankacılığını kullanmaya başlayınca birçok ödemeyi otomatik talimata almam gerekli. Sosyal güvenlik numarasının eve postalanması ve bu numarayla vergi formunu doldurup yeniden postalamam gerek. Bir sürü şey daha…

Bunları niye anlattım?

Birçok önemli önemsiz sorunu çözmeye ve hayatımı yoluna koymaya çalışıyorum.

Ama bu anlattıklarım içerisinde hiçbirisi evde internet bağlantısının henüz olmaması kadar can sıkıcı değil.

İnternet hayatımızın öylesine içine girmiş ki, o olmadan sanki havasız susuz kalmış gibi oluyorsunuz. Şu anda benim içinde olduğum durum da bu.

Google ofisi 7/24 açık olsa da kendi evinizden istediğiniz zaman internete girmek çok başka.

Bu lükse henüz ulaşamadığımdan blog’u biraz boşladım son zamanlarda.

Hayatım düzene girince (ya da evime internet gelince 🙂 ), ilk haftalarda neler yaşadım, neler yapıyorum çok daha detaylı anlatacağım.

Dublin’den sevgiler.

Düşünmeyen adam

19 Eki

Bugün İnteraktif Pazarlama Zirvesi‘ndeydim (IPZ).

Lojistik ve organizasyonel problemler dışında beğendiğimi söyleyebilirim, çok değerli katılımcılar interaktif pazarlama hakkında çok önemli paylaşımlarda bulundular. Ufuk Tarhan (M-GEN Gelecek Planlama Merkezi Kurucusu, Fütürist), Mehmet Nuri Çankaya (Microsoft Türkiye Pazarlama Grup Müdürü), Erkan Tüfekçioğlu (Apple İş Geliştirme Direktörü), Mustafa İçil (Google Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Bölge Pazarlama Müdürü) katılımcılardan bazılarıydı.

Ufuk Tarhan, yarının dünyasında teknolojinin oynayacağı rolün önemli olacağına değindi ve yarından çok umutlu olduğunu söyledi. Her ne kadar söylediklerinin büyük çoğunluğuna katılsam da, LSE’de Information Systems and Innovation master’ının aklıma kazıdığı bir gerçeği hatırlattı bu bana: Teknolojik gelişmelerin ve bilgi sistemlerinin “düşünmeyen adam“ın elinde yıkıcı sonuçlara yol açabilmesi gerçeği.

Bu konuda LSE’den hocam Prof. Ian Angell‘ın çok sarsıcı makaleleri var.

Kendisinin internetten indirebileceğiniz son kitabını da daha önce yine bu blog üzerinden paylaşmıştım.

Ian Angell’ın “Internet Kabusuna Hoşgeldiniz” başlıklı makalesinden birkaç çarpıcı noktayı paylaşmak istiyorum:

  • 37 yaşındaki İngiliz Dylan Osborn Facebook’ta profil oluşturuyor ve e-mail listesindeki herkese otomatik olarak arkadaşlık talebinde bulunuyor. Ama unuttuğu bir şey var. Ayrıldığı eski karısıyla mahkeme kararı gereği iletişim kurması yasak. İstemeden de olsa eski karısına yolladığı arkadaşlık daveti nedeniyle 3 gün hapis yatıyor.
  • 2000 yılında Raymond Easton (49) hırsızlık suçundan tutuklanıyor. Tutuklanma nedeni hırsızlık mahalinde bulunan kendisine ait DNA örnekleri. Ama ortada bir sorun var. Hırsızlık günü Raymond, hırsızlık mahalinden 350 km uzakta. Ayrıca kendisi ileri derece Parkinson hastası, hareket etmekte bile güçlük çekiyor. DNA eşleşmesi yapan bilgi sistemlerinin gözardı ettiği (ve sonradan anlaşılan) bir nokta yüzünden haksız yere hapis yatıyor Raymond. Uyanık hırsızlar, hırsızlık mahaline sigara izmaritlerinden rastgele topladıkları DNA örneklerini bırakmış çünkü. Suçlarını örtbas etmek için.
  • Andrew Tyler, 13 yaşındaki Amerikalı bir çocuk, e-Bay’de babasının şifresini kullanarak açık artırmaya katılıyor ve Kanada’nın ilk başbakanına ait 900.000 dolar değerindeki 1860 yapımı antika yatağı satın alıyor. Yalnız unuttuğu bir şey var: Andrew’in haftalığı sadece 15 dolar. Satıcılar ailesiyle konu ile ilgili iletişime geçtiğinde annesi nerdeyse kalp krizi geçiriyormuş.

Bu ve bunun gibi birçok ilginç örnek var teknolojinin ve bilgi sistemlerinin yol açtığı kabusları anlatan.

Ancak bu yazıdan, teknolojinin ve ilerleyen bilgi sistemlerinin “kötü şeyler” olduğu sonucu çıkarılmasın, Ian Angell da buna vurgu yapmıyor zaten.

Üstteki örneklerle vurgulanmak istenen teknolojinin “kötü sonuçlara” da yol açabileceği gerçeği, eğer ki “düşünmeyen adam“ın eline düşerse.

“Düşünmeyen adam”, teknolojinin yol açabileceği sorunları ve kötü sonları gözardı ederek teknolojik gelişmelerin toz pembe dünyasına gülümseyen insandır. Gülümserken düşünmez.

“Düşünen adam” (thinking man/thinking manager) ise, teknolojiden faydalanmadan önce olası yanlış kullanımları ve kötü sonları irdeleyen insandır. Teknolojinin her zaman iyiye, güzele götüreceği rüyasına kapılmaz. Gerçekçidir. Eleştireldir. Soru sorandır. Teknolojinin, yalnız doğru ellerde, doğru şekilde ve doğru zamanda kullanılması sonucunda iyiye ve güzele ulaştıracağını bilen adamdır.

***

Bugün İPZ’deki değerli konuşmacıları dinlerken, aklımın bir köşesinde düşünen ve düşünmeyen adamın hikayeleri sürekli dolaştı durdu.

Düşünen adamın teknolojiye ve bilgiye hükmettiği bir dünya hayal ettim.

Aksini düşünmek bile istemedim.