Arşiv | Mayıs, 2011

Korkular…

22 May

Son isteğin nedir ?
Sorusu,
Çok, çok kolaydır,
İlk isteğin nedir ?
Sorusundan.

Çünkü,
O soruyu
Kimse kimseye soramadı,
– Korkusundan.

Özdemir Asaf

***

Almak üzerine kurmuşuz düzenimizi:

Uçurumda düştü düşecek, ölümün kenarında; uzatılanı kapmış insanoğlu, elini bile vermeden.

Vermeye gelince ise, bir serçe kadar ürkek bakmışız etrafa.

Çünkü vermek için sormak gerekir önce istenileni, belki de defalarca…

Oysa soru sormak  cesurların işidir.

Korkakların sadece kapıp kaçtığı bir dünyada…

Zihni sansürlemek…

15 May

Bugün yüzbinlerce insan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu‘nun internet konusundaki yeni düzenlemelerini protesto etmek amacıyla ülkenin farklı yerlerinde toplandı. Özellikle İstiklal Caddesi ve Taksim’deki kalabalık tarihi düzeydeydi.

Bu denli önemli gelişmeler yaşanırken ve bazı önemli mesajlar iletilmeye çalışılırken, Türkiye’nin ciddi haber kuruluşlarından bazıları bu gelişmelerden hiç bahsetmediler. Birçok haber kurumu yaşananları internet sitelerinde manşete taşırken ve hatta canlı yayınla ülkeye duyururken, bazı kesimler yaşananları “yaşanmamış” saymayı tercih etti.

Basını sansürlemek, sanatı sansürlemek, internet sansürlemek…

Bunların hepsinden daha tehlikeli bir şey var aslında: ZİHNİ SANSÜRLEMEK

Çünkü zihni sansürlemek, baskıyla değil istemle gerçekleşir. Dar bir zihniyeti içselleştirerek yaşanır.

Bir insan zihnini sansürlediğinde, hayata bakışını da sansürler aynı zamanda. Gerçekleri sansürler, hayatın kendisini sansürler.

O yüzden; zihnini sansürlemiş insan eksiktir, cahildir, hem acınası hem de tehlikelidir.

***

Zihin sansürüne uğramış insanların, bilgi paylaşımı gibi kutsal bir hizmeti yerine getiren medya ve haber kurumlarında yer almaları ise hem ironik hem de trajiktir.

(Bu ironi ve trajediye, bu yazının yazıldığı an itibariyle bazı medya kuruluşlarının internet sitelerini ziyaret edenler şahit olabilir.)

***

Basın, sanat, internet…

…ama hepsinden tehlikelisi zihni sansürlemektir.

Çünkü zihnini sansürlemiş insanların çoğunlukta olduğu bir toplum her zaman çağdışı kalmaya mahkumdur.

İş Hayatının Niş Pazarları

14 May

Niş pazar; bir pazarın içinde belli bir konuya odaklanmış pazardır. Ayrıcalıklı bir niş pazar genelde mevcut bir pazarda karşılanamayan talepler üzerine doğar.

9 ay kadar Pfizer‘de çalıştım, 6 aydan uzun bir süredir de Google‘da çalışıyorum.
Yolun başındayım, tecrübe edeceğim daha o kadar çok şey var ki…

Ama şimdiden BÜYÜK HARFLERLE şunu yazdım öğrendiklerim listesine:
İş hayatında karşılanmayan talepleri karşılayan kişi olun!

Bu şu demek:

  1. Başta yaptığınız iş olmak üzere, çevrenizde olup bitenleri çok çok iyi öğrenin.
  2. Kendi yaptıklarınız küçük dünyanız olmasın, yeni ülkeler keşfedin, maceraya atılın, büyük resmi görmek için yanıp tutuşun.
  3. İçinde bulunduğunuz organizasyona ne kadar geniş bir pencereden bakarsanız, o kadar fazla fırsat görürsünüz. Bu fırsatlar, bulunduğunuz organizasyonda henüz karşılanmamış ihtiyaçlardır. Organizasyonunuzun niş pazarlarıdır. Sizin içinse çok değerli fırsatlardır.
  4. Yetkinliğiniz ve ilgi alanınıza göre bir veya birkaç niş alana odaklanın. Kendinizi bu alanlarda geliştirin, eğitin.
  5. Organizasyonunuzdaki niş alanları dolduran, talepleri karşılayan insan olun böylece. Bu sizi değerli, çok değerli kılar.
  6. Ne kadar fazla niş alanı doldurursanız değeriniz o denli artar. Hem kendinizi geliştirirsiniz, hem de içinde bulunduğunuz kuruma değer katarsınız.

Unutmayın, organizasyonlar kendisini geliştiren ve kendisine değer katanları her zaman ödüllendirir.
Ama hepsinden önemlisi, kendinize katacağınız değer ve kişisel gelişiminize yapacağınız katkıdır. Bunun değeri asla ölçülemez.

Vapur olmak…

7 May

Siz de deneyin bakın: Bir odanın kapısını, pencerelerini sımsıkı kapayın.
Sırtüstü yatıp gözlerinizi kara bir bezle bağlayın.
Kafanızdaki bütün fikirleri kovarak, bütün dikkatiniz saatin tiktağında, zamanın geçişini düşünün.
Yaşadığınızı düşünün.
Bir vapur olduğunuzu, zamanı yara yara ilerlediğinizi, hayatın saniye saniye yanınızdan kayıp gittiğini…
(Haldun Taner/On İkiye Bir Var)

Hayat bazen öylesine üstümüze gelir ki; kaçmak, uzaklaşmak, toz zerresi olmak isteriz.

Her şeyi unutmak, hatırlamamak, boş bir defter isteriz.

Zamanla akıp gitmek, suyu yarmak, vapur olmak isteriz.

***

Haldun Taner bu isteğimizi öylesine güzel anlatmış ki “On İkiye Bir Var” isimli öyküsünde…

Kendisini ölümünün 25. yılında sevgiyle anıyoruz.

%d blogcu bunu beğendi: