Arşiv | Nisan, 2011

Mülakat mevsimi

26 Nis

Mezun olacakların iş görüşmelerine sıklıkla olarak girmeye başladığı ve işe alımların yoğunlaştığı mevsime girdik.

Eminim ki, birçok yeni mezun adayı bir mülakattan diğerine koşuyor ve çalacak telefonları heyecanla bekliyor bugünlerde.

Tüm iş adaylarına önerim, iş görüşmelerinde çok seçici davranmamaları ve olabildiğince fazla iş görüşmesine katılmaları.

Mülakatlara genelde insan kaynaklarından ve şirket yönetiminden çok değerli çalışanlar dahil olur. O nedenle her mülakatta  tecrübeli yöneticilerden öğrenebileceğiniz birçok şey vardır…

Bu insanlardan alacağınız ufacık bir taktik veya olumlu/olumsuz bir geri dönüş parayla satın alamayacağınız kadar değerli bir katkı yapabilir kişisel gelişiminize.

***

Örneğin; pazarlama alanında bir kariyer hedefliyorsanız, zaten finans odaklı pozisyonlara başvurmazsınız. Ancak; çalışmayı düşünmedikleri  şirketlere (şirketin konumundan, veya pozisyonun içeriğinden ötürü…) de başvurmayı tercih etmez adaylar genelde.

Eğer yeterli mülakat tecrübesine sahip olmadığınızı düşünüyorsanız veya ileride ne yapacağınız hakkında kafanızda ufacık bir soru işareti varsa, iş başvurusu skalanızı olabildiğince geniş tutmanızda fayda vardır.

Çok fazla mülakata girmek belki biraz zamanınızı alacaktır, veya fiziksel yorgunluğa sebep olabilir; fakat, gireceğiniz her mülakatın sizlere kattıklarının yanında bunlar çok önemsiz kalacaktır.

Toparlamak gerekirse:

Çalan her telefonu cevaplayın ve imkanınız dahilinde her mülakata katılın.

Eğer bazı şirketler veya pozisyonlar hakkında soru işaretleriniz varsa, bu şirketlere ve pozisyonlara da mutlaka başvurun.

Çünkü mülakatlar aynı zamanda kişisel gelişim eğitimleri gibidir.

Bilmediğiniz ve sonra “hayret” diyeceğiniz birçok şeyi öğrenebileceğiniz seanslardır.

O yüzden ilgi alanınızdaki tüm şirketleri ve bu şirketlerin değerli yöneticilerini bol bol sömürün.

Zaten onlar da sömürülmekten zevk alan, bilgi birikimlerini gençlerle paylaşmaktan keyif duyan insanlar olacaktır.

Reklamlar

Web analitiği

24 Nis

Google KOBİ Günü‘nde yaptığım Analytics sunumunda, dinleyicilere şunu sordum:

Dünyada sadece 100 kişi olsaydı kaçı İnternet’i kullanmış olurdu?

Dünya nüfusunun yüzde 50’sinin telefon denen iletişim aracını henüz kullanmamış olduğu düşünülürse, İnternet’i hayatlarında en az bir kez olsun kullanmış olanların sayısının çok düşük olacağı açık. Gerçek rakamı verelim: 28.

Diğer bir deyişle dünyadaki insanların sadece yüzde 28’i İnternet’i kullanmış ya da kullanıyor.

2000 yılında bu rakam 100 kişide 5 kişiydi. Bu da önemli bir ayrıntı

***

Bu rakamları; dünya üzerinde İnternet’i hiç kullanmamış 5 milyar insan olduğunu vurgulamak için paylaştım.

Yakın bir gelecekte bu insanların ciddi bir kısmının daha sanal dünyaya dahil olacaklarını düşünürsek, çok büyük fırsatların ve risklerin bizleri beklediğini söylemek mümkün.

Örneğin sanal dünyadaki tüketici davranışları, “offline” (gerçek) dünyadan çok farklı. İnsanların birbirleriyle olan iletişimleri, çok farklı dinamiklere, beklentilere ve algılara bağlı olarak şekilleniyor “online” (sanal) dünyada. Kısacası oyunun kurallarının bambaşka olduğu yeni bir dünyanın çok daha kalabalıklaşacağından bahsediyoruz.

Oyunu yeni kurallarıyla oynamaya hazır, ve hatta oyunun kurallarını kökünden değiştirebilecek yetkinlikte oyuncuların  bu dünyanın liderleri ve yol göstericileri olacaklarını tahmin etmek hiç de zor değil.

İşte tam bu noktada, web analitiği devreye giriyor:

Web analitiğini; sanal dünyanın farklı kurallarının, dinamiklerinin, davranışlarının insan ekseninde analiz edilmesini ve bunun akabinde anlamlı sonuçlar çıkarılmasını sağlayan süreçler bütünü olarak düşünebiliriz.

  • Tüketiciler markanızla nasıl etkileşime giriyor
  • Web sitenize gelen ziyaretçiler hangi aşamalarda sitenizi terk ediyor? Peki sonra nerelere gidiyorlar?
  • İnsanlar, vermek istediğiniz mesajı diğerlerine nasıl taşıyorlar?
  • Hangi kanallarda hangi tür iletişime daha açıklar?
Web analitiği; bunlara benzer tüm soruları sanal dünya ekseninde sormak, cevaplar aramak ve hedeflerimize uygun sanal dünya stratejilerini belirlemek için kullanılan araçlar bütünü diğer bir deyişle.

Karşıdakinin davranışını öngörebilen ve buna uygun çözümler üretenler, en iyi gözlemi yapan ve bundan anlam çıkaranlardır.

Bugün İnternet’i kullanan 1.9 milyar insanın, sanal dünyada nasıl davrandıklarını iyi analiz edip anlamlı sonuçlar çıkartırsak, yarın bu dünyaya dahil olacak 5 milyar insanı da hazırlıksız karşılamamış oluruz.

Ve yarının liderleri, yol göstericileri, kazananları; bu sıradışı dünyanın yeni misafirlerini en iyi ağırlayacak olanlardan çıkacaktır.

Bilmediğini bilmemek

20 Nis

Bazı insanlar vardır.

Çok fazla şey bilirler.  Ve aslında hiçbir şey bilmezler.

Çünkü her şeyi bilmek maskesi, bilmediklerini görmelerini engeller.

Çünkü her şeyi bilmek maskesi öyle bir maskedir ki, aşağıda olup bitenleri göstermez.

Siz yukardasınızdır. Yukarıdan bakarsınız hayata. Eğilmeye tenezzül etmezsiniz.

Ama hayat aşağıda akıp gidiyordur.

Dünün gerçekleri yükselirken, bugünün gerçekleri aşağıda filizlenmektedir.

***

Kimse her şeyi bilemez tabi ki.

Ama herkes neleri bilmediğini bilebilir.

Bunun için de biraz aşağılara bakmak, Kaf dağının doruklarından yamaçlara süzülmek şarttır.

Gerçek liderler her şeyi bilmediklerinin bilincinde olanlardır çünkü…

Son durumlar…

17 Nis

En son blog yazımın üzerinden 1 haftadan fazla geçmiş.

buyukgokcesu.com’a iş veya özel hayatımı fazla karıştırmamaya çalışıyorum, ama malesef son 1 haftadır hayatıma iş yoğunluğu hükmediyor.

O nedenle, blog dahil birçok şeye zaman ayıramadım.

Eskiden bu kadar yoğun değildin, güzel güzel 3 günde bir yazılarını yazardın diyenleriniz olacaktır.

Doğru.

Ancak araya bir de Türkiye ziyaretim eklenince bloga ayırdığım zaman bir hayli azaldı. Fazlasıyla telafi edeceğim ama…

Evet, 2 hafta için Türkiye’deyim.

Google KOBİ Günü‘nde konuşmacıyım. Online medya ve Analytics anlatacağım.

Etkinlik sonrasında ise izlenimlerimi yine burada paylaşmayı düşünüyorum.

İstanbul’dan sevgiler. 🙂

En çıplak halimiz

9 Nis

Hiçbirimiz çıplak değiliz.

En çıplak halimiz bile öylesine örtülmüş ki giysilerle, maskelerle…

Üstümüzdekiler filtremiz olmuş hayatı yaşarken.

Tüm güzellikler içimize geçememiş o yüzden, takılıp kalmışlar bir yerlerde.

İş, okul, kıskançlık, hırs, para, çıkar, kavga derken öylesine kalınlaşmış ki derimiz, en çıplak halimizle yaşamanın nasıl bir şey olduğunu unutmuşuz.

***

O yüzden, tüm zırhlarımızı üzerimizden atmak, hayatı hissederek yaşamak gerekir bazen. Kim olduğumuzu hatırlamak gerekir.

Bisikletine binerek Türkiye’nin sınır bölgelerini cebinde tek kuruş olmadan gezen Hasan Söylemez kişisel blog‘unda şöyle diyor:

Yola parasız çıktım. Çünkü hem kendimi hem de insanları en çıplak halimle tanımak istiyordum. Kimine göre ütopik kimine göre ise mazoşistçe görünen bu yolculuk; bana göre insani ve ulvi bir yolculuktu. Kendi bedenimden burnuma gelen ceset kokusundan arınıyordum.

Kaçınız sofrada yemek yemenin hazzını hissederek doya doya yaşıyorsunuz?

… İnsan kendi içine doğru bir yolculuk yapmak istiyorsa fiziksel olarak da bir yolculuk yapmalı. En zoru nedir biliyor musunuz? İnsanın kendisiyle yüzleşmesidir. Yolculuk esnasında bunu yaşamanız kaçınılmazdır. Bazen kendinizden nefret edersiniz bazen de gurur duyarsınız. Geçmişinizle, hayatla insanlarla hesaplaşırsınız. Kendinizle müthiş bir savaş içerisindesiniz. En can acıtıcı darbeleri vurduğunuz gibi kanayan yaralarınızı da kendiniz tedavi edersiniz…”

***

En çıplak halimizi mutlaka tanımalıyız.

Hayatı en çıplak halimizle bir kez olsun içimize çekmeliyiz.

Ancak bu hazzı yaşadıktan sonra üstümüzdeki giysilerin hükmettiği değil, giydiklerimize hükmeden biri olabiliriz.

Dün gibi…

3 Nis

10 sene öncesi… daha dün gibi, değil mi?

10 sene sonra bugün dün gibi gelmeyecek mi?

Zaman akıp geçiyor su gibi…

***

O zaman niçin erteliyorsun hayallerini?

Bugünler bir daha gelmeyecek ki!