Arşiv | Şubat, 2011

Uzun ince yol…

27 Şub

“Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece”
Aşık Veysel

Çocuktuk. İlkokula gidiyorduk o zaman. Arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz vardı bizi koruyup kollayan, bize hayatı öğreten…

Büyüdük, ortaokul, lise derken hepsi kaybolup gitti. Yeni arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz oldu. Bize yaşamayı öğreten, yol gösteren insanlarla tanıştık.

Büyüdük, üniversiteye girdik. Eskiler birer birer kaybolurken yeni insanlarla, dostlarla karşılaştık. Hepsi az ya da çok bir şeyler kattı bizi biz yapan değerlere.

Büyüdük, yüksek lisans, doktora yaptık. Stajyer olduk. İşe girdik, ayrıldık, farklı yollara saptık, farklı başlangıçlarda yepyeni insanlarla tanıştık.

Bazıları kaybolup giderken bazıları bize yeni anlamlar katmak için hayatımıza girdi.

Kimi hala hayatımızda, kimi ise bambaşka hayatların parçası artık.

Aile bile yerinde durmuyor ki…

Annenizin babanızın ailesi bir zamanlar kendi anne ve babalarından oluşuyordu. Şimdiyse evlatları aile denen kavram onlar için.

Yarın belki sizin de 2 aileniz olacak, sonra zamanı gelecek, 1’e inecek bu sayı.

İnsanoğlu sonsuza kadar yaşamıyor ki…

***

Bu uzun ince yolda, biri gelecek, gidecek…

Yanınınızdan hiçbir zaman ayrılmayan tek şey, aklınız olacak hep…

Beraber başladığınız yolu, beraber bitireceksiniz.

Baştan sona kadar güveneceğiniz bir tek o kalacak.

Çünkü bileceksiniz ki; hiçbir zaman yanınızdan ayrılmayacak. En büyük dostunuz, sırdaşınız olacak.

Size en doğru yolu hep o gösterecek.

Hep onu izleyecek, ona güveneceksiniz.

O yüzden en büyük yatırımı aklınıza yapın, başka hiçbir şeye değil!
Çok daha fazlasını bir ömür boyu geri verecektir size çünkü…
Reklamlar

Sözden kadere…

24 Şub

Konuşuyoruz, çok konuşuyoruz. Gereğinden fazla konuşuyoruz.

Hatta, yeri geliyor boş konuşuyoruz. Konuşmuş olmak için konuşuyoruz.

Peki ağzımızdan sözcükler dökülmeden önce 1 saniye olsun düşünüyor muyuz?

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür.
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür.
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür.
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür.
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür.
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür.
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…

Gandhi

Hatalarla yaşamak

19 Şub

Hata yapmak insan doğasının bir parçası.

Yaşınız, işiniz, tecrübeniz, eğitiminiz ne olursa olsun hata yapacaksınız bu hayatta.

Çünkü insanın doğasında sürekli öğrenmek vardır.

Yaptığı işe yıllarını vermiş deneyimli bir yönetici veya alanının en iyisi bir uzman bile o kadar çok hata yapar ki…

Nedeni basittir: Yaptığınız işte ne kadar iyi olursanız olun, daha iyi olmak her zaman mümkündür. Bunun yolu da öğrenmekten geçer. Öğrenmenin ve bilginin sınırı ise yoktur.

Ve insanoğlu öğrenmeye devam ettikçe hata yapacaktır, yapmalıdır.

Hata yapmıyorum diyen bir insan, ya öğrenme kanallarını kapamıştır ve hayat ilerlerken kendi zamanını durdurmuştur, ya da yalan söylüyordur.

Başarılıyı başarısızdan ayıran sır hatalarla nasıl yaşadığında gizlidir.

Hatalar öğrenmek içindir.

O yüzden her hata bir fırsattır.

Nasıl kaçan bir fırsatı yeniden yakalamak çok zorsa, gerekli dersi almamaktan dolayı tekrarlanan bir hata da artık fırsat olmaktan çıkar, kocaman bir engele dönüşür kişisel gelişiminizde…

Hata yapmanın sınırı yoktur, ancak aynı hatayı yeniden yapma lüksü de yoktur.

Çünkü; siz o hatayı yeniden yaparken, bir başkası o hatadan gerekli dersi çoktan çıkarmış ve yepyeni hatalar yapmakla, diğer bir deyişle yeni şeyler öğrenmekle meşguldür.

Başarılıyı başarısızdan ayıran en önemli faktör de budur.

Şifrelerin dünyası

13 Şub

Hayatınızda şifrelerin ne kadar yer kapladığını düşündünüz mü hiç?

Bir örnek vereyim:

Muhtemelen güne cep telefonunuzu açmak için PIN kodunuzu girerek başlıyorsunuz. Benim telefonum zaten 24 saat açık diyorsanız mutlaka ekran kilidiniz vardır, değil mi…

Sonra bilgisayarınızı açıyorsunuz, profilinize herkesin erişimini engellemek için şifre koyduysanız (ki muhtemelen koymuşsunuzdur) onu girmeniz gerekli öncelikle. İnternet’e bağlanmak için şifre girmiyorsunuz, çünkü zaten tanımlı. Kimbilir hangi şifreyi kullanmıştınız zamanında. Artık hatırlamanıza imkan yok.

E-posta, google, facebook, twitter, linked-in gibi tüm hesaplarınızın şifresini giriyorsunuz eğer tarayıcınızda kayıtlı değillerse.

Ha, bir de yanlışıkla tarayıcı geçmişinizi temizlediyseniz vay halinize.

Onlarca şifre baştan hatırlanacak, hatırlanabilirse…

***

Bilgisayarı bir kenara bıraktım. Öğlen arasında para çekmek için dışarı çıktınız. 4 haneli ATM şifrenizi girmelisiniz. Hem bunun şakası yok. Hatalı girersiniz,  bir de bankaya gitme, yeni şifre alma derdi falan çıkar. Düşünmesi bile kötü.

Neyse; çektiniz paranızı, Internet’ten hesabınızı kontrol edeceksiniz.

Yine stres dolu dakikalar. 1 değil, 2 değil, en az 4-5 güvenlik aşamasını başarıyla geçmeniz gerekli. Üstelik buradaki şifrelerin her ay değişmesi gerekiyor güvenlik nedeniyle. En son hangi şifreydi derken, biraz da şansın yardımıyla, hallettiniz işinizi…

***

Günün kısa bir kesitinden şifrelerle dolu hayatımıza ufacık bir örnek bu.

Hayatımızda bu kadar büyük bir yer kaplayan ve çok önemli hesaplarımıza/araçlarımıza erişimimizi sağlayan şifrelerimizi oluştururken güvenli olmalarına önem veriyoruz muyuz peki?

Şifre kullanan insanların yüzde 79’u ele geçirilmesi kolay ve oldukça güvensiz şifreler kullanıyor. Siz bu yüzde 79’un mu, yoksa bilinçli şifre kullanan yüzde 21’in içerisinde misiniz?

***

Aşağıdaki infografikte şifreler dünyasının detaylarını paylaştım.

Görselden birkaç ilginç ve önemli detay:

  • Bugüne kadar en çok kullanılan 20 şifreyi görselin üstünde görebilirsiniz. Özellikle hatırlanması kolay sıralı sayıların çok yaygın olarak kullanıldığını ve doğal olarak tahmin edilmesi en kolay şifreler olduklarını anlayabiliriz.
  • En çok kullanılan şifrelerin dörtte biri, kullanıcının gerçek isminden oluşuyor. Aynı zamanda insanların yüzde 16’sı şifre oluştururken isimlerini de şifreye dahil ediyorlar. Yani, şifre olarak ismimizi kullandığımızda tahmin edilmesi de bir o kadar kolay oluyor.
  • İnsanların neredeyse dörtte biri şifrelerini 6 karakterden oluşturuyor. Her beş kişiden biriyse 8 karakterli şifre kullanmakta. Şifre uzadıkça, kullanan insan sayısı gittikçe azalıyor. Oysa, şifre uzadıkça tahmin edilmesi de bir o kadar zorlaşmakta.
  • NASA’nın önerisi, şifrelerin en az 8 karakterden oluşması ve içerisinde değişik türden karakterler barındırması. Yani, rakamların, büyük harflerin, küçük harflerin, ve noktalama işaretlerinin karışık olarak kullanıldığı ve en az 8 karakterden oluşan şifreler son derece güvenli.
  • Örneğin “12345”, “cemal”, “12345cemal” tahmin edilmeleri çok kolay şifreler. Oysa, “tmN58-*2” şeklinde karmaşık karakterlerden oluşan bir şifrenin tahmin edilmesi neredeyse imkansız.

Kolay hatırlanabilir, aynı zamanda tahmin edilmesi zor şifreler oluşturmak için aşağıdaki yöntemi uygulayabilirsiniz:

  1. 1o kelimeden oluşan ve sizin için anlamlı bir cümle kurun. Mesela: “Her yıl ondört şubatta kız arkadaşıma en sevdiği çiçeği alırım.”
  2. Cümledeki kelimelerin ilk harflerini yanyana yazın: “hyoşkaesça”
  3. Şifreyi karmaşıklaştırmak için sesli harfleri büyük yazın: “hyOşkAEsçA”
  4. Daha da karmaşık yapmak için şifrenin arasına sizin için anlamlı 2 rakam ekleyin: “hyOş14kAEsçA”
  5. Bulunmasını imksansız hale getirmek için şifrenin başına ve sonuna noktalama işareti ekleyin: “?hyOş14kAEsçA!”
  6. Oluşturduğunuz 14 karakterli ve son derece güvenli, aynı zamanda hatırlaması kolay şifreniz: ?hyOş14kAEsçA!

***

Şifre güvenliği konusunu küçümsemeyin kesinlikle.

Böylesine basit ama etkili yöntemlerle önlemler almak, ileride keşke demekten çok daha iyidir.

Kaynak:

http://dailyinfographic.com/

Merhaba ben!

10 Şub

En son ne zaman yalnız kaldınız?

Evde tek başına film izlemekten, veya tek başına araba kullanmaktan bahsetmiyorum.

Anlatmak istediğim “yalnız kalma”, sadece siz ve kendinizin başbaşa kalması…

Öylesine yalnız olmalısınız ki, aranıza ne işinizi, ne gücünüzü, ne de hayatı almalısınız.

Bir tek siz ve kendiniz olmalı bu “yalnız kalma”da…

Nereden gelip nereye gittiğinizi, nelerin peşinden koştuğunuzu, hayatta neleri kaçırdığınızı, kısacası sizi siz yapan her şeyi sorguladığınız zamanlardır bu “yalnız kalma”lar.

O yüzden son derece önemlidirler bence.

Hayatınızla ilgili en radikal değişiklikleri yaptığınız, en büyük cesaretle “bunu yapacağım” ya da “şundan vazgeçeceğim” kararlarını aldığınız anlardır bunlar.

Çünkü bu “yalnız kalma”larda, bir tek kendinize hesap verirsiniz.

Karşısında değişeceğiniz, belki de farklı maskelerinizi takacağınız hayat yoktur bu “yalnız kalma”larda.

Doğalsınızdır.

Dürüstsünüzdür.

Safsınızdır.

İşte bunlardan dolayı, hiçbir zaman pişmanlık duymayacağınız kararları alabileceğiniz TEK zaman, kendinizle başbaşa kaldığınız bu yalnızlık dakikalarıdır.

***

Sosyal aktivitelere, arkadaş çevrenize, ailenize, kısacası özel hayatınıza ayırdığınız zamanı artırabilirsiniz.

Ama hepsinden öte, sadece kendinize ne kadar zaman ayırdığınızı düşündünüz mü hiç?

Mesela en son ne zaman “merhaba ben!” dediniz kendinize?

Bir sorsanıza…

Blog yazarlarına…

5 Şub

Arkadaş çevrenizi düşünün. Çok farklı insanlardan oluşmakta, değil mi?

Dolayısıyla her farklı arkadaş ortamında yapılan sohbetin içeriği, tarzı, biçimi, dili son derece farklı.

Kimi arkadaşlarınızla saatlerce politika, ekonomi konuşur; nice memleketler kurtarıp nice ütopik dünyalar kurarsınız.

Kimileriyle ise, her şeyi hafife alarak gülüp geçersiniz hayatı, sohbetinizdeki en büyük derdiniz çayınızın çok koyu olmasıdır.

Ancak kimi gelir, ağzınızdan çıkan her kelimeyi özenle seçerek konuşursunuz, yeri yoktur gereksiz cümlelerin.

Blog yazarlığı da böyledir işte.

Bir arkadaş grubuyla yapılan sohbetten farksızdır.

Karşınıza kimleri almak istediğinizi düşünürsünüz. Sohbetinizi kimlerle yapmak istediğinize karar verirsiniz öncelikle.

İşte bu; hedef kitlenizi seçtiğiniz  zamandır. Blog’unuzun konseptini bu karar belirleyecektir.

***

Nasıl öğrencilerinizle sınıf içerisinde dün akşam içtiğiniz biranın lezzetinden veya hoşlandığınız kıza duygularınızı nası açtığınızdan bahsetmeniz uygun olmaz, blog’unuzda da hedef kitlenizin beklentileri dışında sohbet etmeniz yanlıştır.

Çünkü insanlar ortak bir şeyleri paylaşmak için sohbet eder, sohbetin en büyük dayanağı paylaşımdır. Paylaşım ise karşılıklıdır. Paylaşacağı, diğer bir deyişle alabileceği veya verebileceği bir şeyi olmayanlar, sohbetten ayrılırlar.

Çünkü sohbet uyumdur aynı zamanda. Farklı veya zıt fikirlere sahip olunarak da uyumlu olunabilir.

Uyum, çok daha geniş bir kavramdır çünkü: Alışveriştir, empatidir, anlayıştır…

***

Blog yazarı olan veya olmayı planlayan herkes için verebileceğim en önemli öğüt, doğru konsepti belirlemektir.

Kimlerle ne hakkında sohbet edileceğine karar verilmesidir.

Konsept belirlenince ise tutarlı olunmasıdır.

Çünkü sohbet ortamını bozabilecek her şey (örneğin sohbetin ana temasıyla alakasız bir fikir, uyumsuz bir kişi vb.) sohbet ettiğiniz kişileri kaçıracaktır.

Kaçanları geri getirmek ise, onları tutmaktan çok daha zordur.

***

O halde, blog yazarıysanız veya olmayı planlıyorsanız şu soruyu sorun kendinize en başta:

“Kimlerle ne hakkında konuşmaktan mutluluk duyarım?”

Bu sorunun cevabını içtenlikle verebiliyorsanız emin olun ki, sizinle sohbet etmekten çok büyük keyif olacak yüzlerce  insan katılacaktır sohbetinize.