Arşiv | Ocak, 2011

Barış Abi

31 Oca

“…para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
içi boş insanların bu dünyada yeri yok…”

Barış Manço.

Nam-ı diğer Barış Abi.

Üstteki dizelerin sahibi büyük insan.

Sözüm sana:

İçi boş insanların bu dünyada yeri yok demişsin, ne de güzel söylemişsin.

O dünya; senin şu anda bulunduğun dünya olmalı.

Bil ki; bizim yaşadığımız dünyada o insanlardan öylesine çok var ki…

Yine senin dediğin gibi:

“…kimi tatlı peşinde, kimininse tuzu yok…”

Özlüyoruz.

Yaşam Paradoksu

28 Oca

Amerikalı komedyen George Carlin‘in karısının ölümünden sonra söyledikleri:

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var;
daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz;
daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz;
daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.
Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz;
daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.
Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz;
daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.
Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz,
çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz,
çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz,
çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz.
Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık.
Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık.
Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.
Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.
Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik.
Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz.
Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.

Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.
Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

Hafıza

24 Oca

Unutmayalım ki “cesur bir kez,
korkak bin kez ölür”.
Önemli olan,
insanın böyle bir toplumda
“mezar taşı” gibi
suskunluk simgesi
olmamasıdır.

Uğur Mumcu

***

Uğur Mumcu’yu 18 yıl önce değil…

…toplum olarak hafızamızı kaybettiğimiz gün kaybettik.

Giden gitti ama, belki gidenle gitmeyen bazı şeyleri hatırlatır diye kendi dizelerini paylaşmak istedim sizlerle.

Nur içinde yatsın.

Yemek sırası ve hayat

23 Oca

Ne alaka, değil mi?

Yemek sırası ve hayat. İki alakasız kelime, halbuki birbirinin aynısı ikisi de…

***

İş yerinden bir arkadaşımla öğle yemeği sırasında bekliyoruz. Kendin servis yaptığın açık büfe tarzı kafeterya.

Sıra uzun. Ama beklemeye değecek kadar güzel yemekler.

Yavaş yavaş ilerliyoruz…  İleride sıranın U yaptığı köşeyi görebiliyoruz.

İşte tam o anda yanyana geliyoruz, sıranın başındaki ve o an hedefe ulaşmanın sarhoşluğunu yaşayan kişiyle.

Sanki dakikalarca sırada bekleyen kendisi değilmiş edasıyla, yavaştan alarak ve umarsızca tabağına koyuyor yemekleri.

Yanındakiyle konuşuyor, bazı yemekleri iki üç döndürüp, tabağına koyar gibi yapıp geri döküyor.

Bazı yemeklere saniyelerce bakıyor alsam mı almasam mı problemine felsefi bir çözüm ararcasına.

Sonunda nihayet sırayı terkediyor.

Arkadakileri bekletmekten rahatsız olmadan, belki beklettiğinin farkına bile varmadan, zafer sarhoşluğuyla ve aynı sıraya yarın yeni baştan gireceğini belki unutarak…

Şimdi; yemek sırasını hayat yapalım.

Sıradakiler de hayatta karşılaşacağınız insanlar olsun.

Yemek ise ulaşmak istediğiniz hedefleri simgelesin.

Ve filmi başa alalım…

Sıraya girdik, binbir çile çekerek hedefe çok yaklaştık.

Filmin final sahnesindeyiz artık…

Hedefe ulaşınca nasıl davranacağımızı anlatan sahne bu…

Henüz izlememiş olanlar için, filmin sonunu söylemeyeceğim.

Bırakayım da, isteyen istediği gibi tamamlasın kendi filminin sonunu

Sobe!

19 Oca

Önüm arkam sağım solum, SOBE!

***

Saklanmanın artık sadece saklambaç oyununda mümkün olduğu, sürekli sobelendiğimiz bir dünyada yaşıyoruz.

Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler…

Neredeyse tüm elektronik eşyalar çevremizle iletişimde kalmamıza imkan tanıyor.

Böyle bir tabloda “ulaşılamaz” olmak denen bir kavramdan söz etmek bile mümkün değil.

Özellikle iş hayatında başarıya giden yolda “ulaşılabilir” olmanın önemi çok fazla.

Hiç kimsenin, kendisine ulaşmak isteyeni bekletmek gibi bir lüksü kalmadı.

Çünkü sizi ulaşılabilir yapan teknoloji, aynı şekilde diğerlerini de ulaşılabilir yaptığından, sizi özel ve tek yapan nedenler azalıyor.

Bu; sadece insanlar için değil, markalar için de geçerli.

Tüketici, bir markaya istediği zamanda, ve istediği sıklıkta ulaşmakta güçlük çekmeye başlayınca daha ulaşılabilir olana yönelmeye başlıyor.

Çünkü “ulaşılabilir” olmak hem bireyler, hem de markalar için çok ama çok önemli bir katma değer konumuna geldi.

Kısacası, ulaşılabilir olmak fark yaretmak için çok önemli bir ön koşul durumunda artık.

***

Bir düşünün:

Saklambaç oyununda ne sıklıkla sobeleniyorsunuz?

Markanızı ve sizi başarıya götürecek yol sobelenmekten geçiyor, unutmayın.

En Pahalı Şehirler

15 Oca

Mercer‘in, geride bıraktığımız 2010 yılı için hazırladığı dünyanın en pahalı 10 şehri araştırmasını baz alarak dizayn edilen hoş bir infografiği aşağıda paylaşıyorum.

Araştırmanın sonuçlarından ilginç detaylar şöyle:

  • Dünyanın en pahalı şehri Angola’da: Luanda
  • En pahalı 10 şehir arasında Amerika’dan hiçbir şehir yer almıyor.
  • İlk 10’da, Japonya’dan ve İsviçre’den 2’şer şehir bulunmakta.
  • En pahalı 4. şehir olan Moskova’da bir fincan kahve 8$ (13 TL) civarında.
  • En pahalı 7. şehir Libreville’de (Gabon) veya 3. şehir N’djamena’da (Chad) fast-food menü almak isterseniz en az 26$’ı (40 TL) gözden çıkarmalısınız.
  • 2010 yılının en pahalı şehri Luanda’da (Angola) 1 litre benzin sadece 0.55$ (90 kuruş) civarında. En pahalı 2. şehir Tokyo’da ise bu rakam 2.2 TL’ye kadar çıkabiliyor.
  • En pahalı 2. şehir Tokyo’da 12 milyondan fazla insan yaşamakta.

Kaynak:

http://www.submitinfographics.com/all-infographics/top-10-most-expensive-cities-of-2010-infographic.html

Sor

11 Oca

Yaşamın bir yılının ne olduğunu mu merak ediyorsun: Bu soruyu yıl sonu sınavında başarısız olmuş bir öğrenciye sor.

Yaşamın bir ayı: Bu konuda erken doğum yapmış, bebeğini sağ salim kollarına almak için kuvözden çıkmasını bekleyen bir anneyle konuş.

Bir hafta: Ailesine bakmak için bir fabrikada ya da maden ocağında çalışan bir adama sor.

Bir gün: Kavuşacakları günden başka bir şey düşünemez olmuş aşıklara sor.

Bir saat: Asansörde mahsur kalmış bir klostrofobiğe sor.

Bir saniye: Bir araba kazasından kıl payı kurtulmuş bir adamın yüzündeki ifadeye bak.

Ve saniyenin milyonda birini olimpiyatlarda uğruna ömrünü verdiği altın madalya yerine gümüş madalya almış atlete sor…

Zaman / Marc Levy